12 Eylül 2008 Cuma

GİDİŞ O GİDİŞ-II (FİDAYDA DA ANKARALIM FİDAYDA)

Efendim biraz ara verdikten sonra serimize devam edelim di mi?
Nerde kalmıştık? Tamam hatırladım.Evet seminerimizi bitirdik ve Erzurun'dan Ankara'ya geldik.Erzurum'a gitmeden Gül Ablaya dönüşte sendeyiz diye söz vemiştik.Gül Abla ve eşi Eser Abi eşimin arkadaşları, ama yok böyle arkadaşlık. Yıllardır ne bir kopma ne de bir kırgınlık,gıpta ile her bi seferinde izlerim dostluklarını.
Gül Ablam hamarat bir hatun olmalarından dolayı bir içli köfte partisi verdi ki görülmeye değerdi ama keşkem olsaydınız da tatsaydınız.Anlatılamaz patlayana kadar yenir bir ziyafetti.Buyrun belgelerle sabittir efendim.



HOŞ BİR ANI:Yeni Eğitim öğretim yılımıza başladık ya, benim Avrupa fatihi öğrencilerimle şu İtalya seyahatimizi yad ettik.Tekrar o mütiş geziyi hayırlayınca İtalya maceralarımızdan biri geldi aklıma.

Şimdi biz kafilecek Venedik şehrinde gezerkene, benim güzel kızlarım kendilerini Bartın sokaklarında kimin hissederek muhabbet ediyorlar.Ama nasıl? Bartın şivesiylen.Efendim diyalog aynen şöyle:

Esra : Gız çabık yürüyon deyom size bak gızcak şimdik hoca.
Dilek: Geliyom be ne polemik yaradıyon?
Esra : Sen zor gelirsin biraz,İtalyan uşaklarını gördün ya bakıyon aval aval.
Dilek: Ne içün böyle söylüyosuy bunlardan Bartın'da da var.
Hoca : Allah tepenizden baksın emi kibar konuşun kör olmayasıcalar.
Esra : Ne kibarı hocam ya bunlar nerden çakcak ki?
Hoca : Şimdi çıkarsa bi Türk görürsünüz gününüzü.
Esra : Gız Dilek çabık olsayıza daha çanta bakvercez.
Dilek: Geliyom geliyom ne bağırıveriyosuy.
VEEEEEEEEEEEEEEEEEE
Yoldan Geçen Biri: Ay siz Türk müsünüz????!!!!!!!!


Santa Lucia De Piave şehrinde Belediye Binasını gezerken benim tatlı uşaklarım

31 Ağustos 2008 Pazar

DAHA NİCE OTUZYEDİLİ YILLARA


Canlarım benim, var olma sebeplerim.Süslü anam, Aleyin Delon babam evlilik yıldönümünüz kutlu olsun.Allah sizleri başımızdan eksik etmesin.Hep gülün emi, gözyaşlarınız ise mutluluk gözyaşları olsun.
Sizlere hoş bir nostalji yaşatmak niyetiyle,evden çaldığım,o şık düğün davetyenizde ki, Mevlana'ya ait davet sözlerini yazıyorum.
SİZİ ÇOKKKKKKKKKKKKKK SEVİYORUMMMMMMMMMMMMMM.

Gel, gel, ne olursan ol yine gel,
İster kafir, ister mecusi,
İster puta tapan ol yine gel,
Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir,
Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel...

25 Ağustos 2008 Pazartesi

GİDİŞ O GİDİŞ-I (ERZURUM ÇARŞI PAZAR)

Evime ve tenha bilgisayarıma henüz kavuştum.O koskoca tatilimiz bir kuş olup uçtu hem de o kadar hızlı uçtu ki arkasından el bile sallayamadık.
Tatil de tatildi ama. Yurdumun ne doğusu ,ne batısı, ne trakyası kaldı gidilmedik tatil boyunca.
Eee... neden uzun zamandır anlatılmadı bunlar sorusuna gelince yiğenler ve benim böceğimin oyunlarda skor yapma sevdasına gitti bilgisayar keyfi.Dedim ya tenha bi bilgisayar ancak evdeki....
Anlatılacak o kadar çok şey var ki, nerden başlasam bilemedim şimdi.(Pek bi kafiyeli, afilli oldu beeeeee)
Özlenilenlerle kavuşmaları mı anlatmalı,tanık olduğumuz mutlulukları mı? Üzüldüğümüz sağlık sorumlarından mı başlamalı,şok eden acı bir kayıptan mı? En iyisi sırayla anlatmalı. O halde bir seri olsun dedim Erzurum Çarşı Pazar ile başlayayım istedim.
Efendiimmmm malumunuz Bir Erzurum semineri için yurdumun doğusuna gitmiştik ailece ben Aatatürk Ünivesitesi mezunuyum ya gezdircem güya bizimkileri ancek ne mümkün şehir çok değişmiş. Olsun gezdik ama pek bi güzel, zaten Oltu çarşısı "Taşhan" dünyaya değer. Birde o kadayıf dolması yok mu dondurmalı dondurmalı yeme de yanında yat diyemeyeceğim bence yemekte fayda var görüldüğü üzre..



Erzurum güzel şehirdir eeee dört yıl az çekmedim karını buzunu, doğunun incisi derler işte sizlere doğunun incisinden hoş manzaralar.



Palandöken, kışın gümüş miğferini giyer ve gururla bakar Erzurum’a.
Yazın ise ılık rüzgar, Palandöken’in bağrında eser, koca dağı serinletmek için…



Doğunun Çanakkalesi olan tabyaları önüne katan Güneş, bir başka doğar; tarihin onure ettiği, Anadolu’nun önsözü olan bu şehre…



Kongre binası Kurtuluş Savaşın'daki yerinin onuruyla gülümser mağrurca



Çifte Minareli Medrese alın teriyle yoğrulmuş nakışların arasından bakar tüm azametiyle



Veeeeeeee gezmeye doyamadığım Oltu Çarşısı TAŞHAN ne güzel bezenmiştir ne güzeller bezemiştir yıllarca..

Son olarak benim minik Böceeeem ve ikamet ettiğimiz Erzurum Hizmetiçi Eğitim Enstütüsü binası.Bu arada Enstütü Müdürü Erdal KORKMAZ Beyefendiye hem bu güzel mekan için, hem tüm personeliyle gösterdikleri güler yüz için hem de yardımları ve konukseverliği için çok teşekkür ediyorum.
Bi de yayınladığım fotoğraflarımın bazılarının altına onun hazırladığı sunudan yaptığım alıntılar için (umarım kızmaz)ayrıcana minnettar olduğumu da söylemek isterim.



Gidiş O Gidiş -I bitmiştir serimizin ikincisinde görüşmek üzere efendim........

1 Haziran 2008 Pazar

KAÇAK GERİ DÖNDÜÜÜÜÜÜÜÜÜ.....

Epey uzak kalmışım alemden yahu... Ben napmışım böyle vay vefasız beni vay.Ne söyleseniz haklısınız. Hatta beni unutmuş bilem olabilirsiniz. Huuuuuuuuu benim ben kaçak cadı geri döndü.....
Söylemesi ayıp bizim cadılar aleminde işler pek bi yoğundu. Habire o görev senin bu görev benim koşturup gittim.Her hafta sonu bir sınav vardı.Yok açık lise, yok açık öğretim, yok özürlü memur alımı. Yetiştirmem gereken lise son tarih konuları ve öğrencileri, iki arada bir derede gidilen drama semineri (inanılmaz eğlenceliydi daha sonra fotoğraflarıyla paylaşıciyim).Bu arada 19 Mayıs tatilinde eşimin ailesinin jet ziyareti (o kadar çabuk döndüler ki arkadaşlarımın "nasıl yaptın da insanları bu kadar çabuk kaçırdın bize de öğret" suallerine ne cevap verdiysem vereyim suçsuzluğum konusunda ikna edememem)derken bir ayı geçmiş uzak kalışım.
Şu aralar zor bizim işler sene sonu not ortalamaları, yıllık ödev puanlamaları, notları bilgisayara geçiş,mezuniyet töreni çalışmaları çok yoğunuz anlaşılacağı üzere.Faket ben her bi şeye irağmen dayanamıyaraktan ve (gecenin bu yarısı) herkesi uyutaraktan attım kendimi bilgisayarın başına, vakit buldukça gelicim inşallah.Çünküm okullar tatile girince bir de Erzurum'a seminere gidicim.Çok heyecanlıyım sebebine gelince ben Atatürk Üniversitesi mezunuyum ve en büyük hayallerimden biride birgün eşim ve oğlumla Erzurum'a gidebilmekti.Merak etmeyin sizin için de Çağ kebap ve kadayıf dolması yer,Çifte Minareli Medrese ve Yakutiye Medresesi'ni gezerim.Şimdiden Taş Han'dan (Oltu taşı) almayı düşündüğüm oltu takılar için heyecanlanıyorum.
Oooo epeyce geç olmuş yarın çok işim var çooooooooooookkkkkkkk. Bir haftadır hatrını sormadığım evimle bir muhabbet kurayım diyorum. Şöyle lavaboları tuvaletleri ovup okşayayım,halıceyzlerimi yerceyzlerimi silip süpüreyim,tozceyzlerimle vedalaşayım (aslında mümkünse ebediyen, emme nirde anacım,bi kaynağını bulsam tozların Nagazaki ve Hiroşima'dan sonra üçüncü atom bombasını da ben atıcam o kaynağa faket.....)
Yarın meşeketli bir gün ancak laf aramızda yarın akşamı da iple çekiyorum ben .Neden mi? Aile dostlarımız Mustafa ve Suna yarın bize balık ziyafeti çekiceklerde ondan."Eeeee ne olmuş hiç mi balık yemedin" demeyin çünkü bu balıklar çok özel. Onları bizzat Mustafa dalarak zıpkınla yakalıyor taptazeler,üstelik çeşit çeşitler kalkan mı istersin, taş balığı mı, kefal mı dile Mustafa'dan ne dilersen.Bir de onları nefis kızartır ki yeme de yanında yat.Yanına meşur Amasra salatısını da kondurduk mu üf ki üf.Daha iyi anlaşılması için arşivden geçen seneki balık ziyafetlerinin resimlerini sunuyorum efendimmmmmmm.


DERYA KUZUSU BUNLARRRRRRRRRRR
SALATA DEYİP GEÇME AMASRA SALTASINDAN BAŞKASINI SEÇME

23 Mart 2008 Pazar

ÇOCUKLAR HEP GÜLSÜN


Bendeniz çocuklara hayli düşkün bir hatunum.Bir rivayete göre sırf çocuk doğurmak için evlendiğim de söylenir.Yoksa evlilikle işim olmaz,ipe sapa gelmezmişim,bir de bu sabırlı kocişkoma aşık olmasam hiç evlenmezmişim.
Ortaokul lise yıllarında hiç unutmam dersi kırıp bizim şimdi eşşek kadar olmuş yiğenleri sevmak için hep evden kaçardım.Laf aramızda hepsinin altını açtım kih kih.....
Üniversitedeyken sevgimi paylaşmak için çocuk yuvasına gitmeye karar verdim bir gün işte o gün,hayatım için çok önemli bir karar verdiğimi ve ne de iyi bir karar vermiş olduğumu anladım.
Arkadaşlarla torbalarca abur cubur alışverişi yaparak kalplerini kazanmak istemiştik o genç aklımızca, oysa içeri girdiğimizde ne torbalarımıza ne de aldıklarımıza bakmıştı o pırıl pırıl gözler sadece "ablacım" diyip sarılan, paçalarımıza yapışan kocaman kalplerle karşılaşmıştık.
Sevgi ve ilgiye aç olan bu çocukları malesef ne paketlerce çikolata ,ne rengarenk sakızlar ne de çeşit çeşit bisküviler mutlu edebiliyordu.Onlar başlarını okşamamızı, yanaklarını öpmemizi,o koskocaman kalplı masum bedenlerine sarılmamızı istiyorlardı.
Yaşadıkları yer temiz ve konforluydu, sıcaktı.Bakıcıları iyi kalpli görünüyordu.Onlara "annecim" diye hitap eden bu çocukların her isteğini gerçekleştirmeye çalışıyorlardı.
Ben bu merakımla her detayı kontrol ederken birden oldukça kuvetli bir çift kolun "hoşgeldin ablacım benim" diyerek bacaklarıma sarılmasıyla sarsılmıştım.Bana sarılan bu bir çift kolun sahibi kapkara ışıl ışıl gözleriyle,kısa kesilmiş saçlarıyla adeta bir erkek çocuğunu andıran küçük bir kızdı.
Adı Döndü'ydü.Anne ve babası hayatta olmasına rağmen ona ve kardeşine bakamadıkları için burada yaşamak zorundaydılar.Hayatıyla ilgili her olanı anlatırken duyduğu büyük heyecanla hızlı hızlı nefes alır, o kocaman gözlerini daha da büyüterek konuşurdu Döndüm.Hele her komik an için bir gülüşü vardı ki işte onu anlatmak mümkün değil hala bile.
İşte o günden sonra her haftasonum çocuk yuvasında geçmeye başlamıştı.Bazen mutluluğunu görür mutlu dönerdim bende yurduma bazen de hasretine, üzüntüsüne günlerce üzülüp dururdum.
Zamanla yuvanın idaresinin güvenini kazanmış artık Döndüm'ü yuvadan çıkarmaya bile başlamıştım.Sinemaya,lokantaya,tatlıcıya gitmekten zevk alan bu küçük kızın küçük annesi oluvermiştim birden.Evden gelen haçlığımda Döndüm için de bir bütçe oluşturmuştum.Onunla geziyor,eğleniyor,kitap okuyor,yuvanın etrafında yürüyüşler yapıyor ve hatta kovalamaca bile oynuyorduk.Taa ki o güne kadar.
Yine annelik dürtüsüyle ve küçük hediyelerle gitmiştim canım kızımı görmeye.Oysa o hiç yanıma gelmemiş uzaktan soğukça gülümsemeyi tercih etmişti.İçim cız etti birden ,ağlamaklı oluverdim.Düşündüm çarçabuk düşündüm yoksa onu kıracak birşeyler söylemiş yada yapmış olabilir miydim?İçim içimi yedi o bir kaç dakikada.
Yanına gittiğimde o benim aylardır yüreğime bastığım kızım değildi sanki.Ben o ana kadar kahrımdan öldüğümü sanırken yanılmıştım.Aslında beni kahırdan öldüren o anda oracıkta güzel kızımın ağzından çıkan "ne geldin,istemiyorum ben seni, sevmiyorum, nefret ediyorum senden, bir daha gelme" sözleri olacaktı.
Donmuştum ben, zaman dolnmuştu.İnsanların, mekanın, eşyaların hepsi donmuştu. Sadece ben,Döndü ve ağzından çıkan sözler vardı."Anlamdım ablacım dedim,beni artık sevmiyor musun?" Ağzından çıkan sözcükler aynı ama gözleri bambaşkaydı bu sefer.Bir şeyler söylemeyi istiyor ama korkusundan söylemeye çekiniyordu yavrum.
Kolumdan tutuğu gibi bahçaye çıkardı beni yine aynı sözcükleri sarfediyordu dili.Ama bu bahçeye çıkış değil bahçenin arkasına doğru kaçış olmuştu birden.Kimsenin bizi görmediğine emin olduğunda eskisi gibi sarıldı kızım yine bana "ablacım canım benim kusura bakma üzdüm mü seni?" neler olduğunu çözmeye çalışırken ben,"kızma,üzülme nolur,seni çok ama çok saviyorum.Ama artık gelme be ablacım.Sen gelince getirdiklerini hep başka çocuklara veriyorlar, biz seninle gezince - yine döner yedin tatlıcıya,sinemaya gittin de mi?- diye dövüyorlar beni.Hem hafta temizliğime de izin vermiyorlar sen yıkanamazsın gezmeseydin sıran geçti diyip okula yolluyorlar,öğretmenime kötü kokmak istemem ben" dediğinde her şey anlaşılmıştı ama bu duyduklarımla yaşadığım şok diğer şoktan çok daha kötü etkilemişti beni.
Dövmek mi ne demekti dövmek? Aileler çocuklarını güvenli olsunlar diye vermiyorlar mıydı bu yuvalara ya ailesi hiç olmayanlar, işte onlar bir parça yetim nasıl kıyıyorlar hangi zihniyet izin veriyor oncacık çocuklara el kaldırmalarına.
Bir hışımla doğrulduğumda o minik elleriyle engelledi bir anda küçük kızım "sakın yapma duyarlarsa sana söylediğimi daha çok dayak yerim" Peki ama o zaman ben nerelere giderim nasıl ederim bir şeyler yapmalı yapabilmeliyim.
Yapamadım cahildim,tecrübesizdim.Bir kez dahi şikayet edemedim hiç bir yere,ya benim yüzümden döverlerse yine diye.Bağıramadım avazım çıktığı kadar,ben de onları tokatlayamadım, "işte ben boyunuza göreyim gelin beni dövün" diyemedim.Kıyamadım kızıma, sebep olmak istemedim.
Sustum günlerce ,haftalarca, aylarca sustum.Yurt arkadaşlarım artık oraya gitmememin ruh sağlığım için daha da iyi olacağın söylediler gitmedim göremedim kızımın büyüyüşünü.
Bir öğretmenler günü eğitim fakültesi öğrencileri için düzenlenen gecede sahneye çıkan izci grubunda gördüm sonra kızımı 1 yıl sonra, ne de güzel büyümüştü.Yuvanın servisine binerken yakaladım öptüm öptüm yine öptüm salya sümük öptüm hem ağladım hem öptüm.Bu onu son görüşümdü.
"Ablacım canım benim " diyişini ve dünya tatlısı o gülüşünü hiç ama hiç unutmadım,o dünya tatlısı gülüşünü.....
Gülsün çocuklar hep gülsün sarışını kumralı esmeri gülsün, zencisi beyazı gülsün, yeşil, kara, mavi gözlüsü,salyalısı sümüklüsü gülsün, elleri kınalısı,gözleri sürmelisi,çırpı bacaklısı,tombul yanaklısı gülsün çocuklar hep ama hep gülsün ve çocuk istismarı dursun nolurrrrrrrrrrr...
NOT: Çocukluğumdan aklımda kalan rahmetlik anneannemin o güzel ninisi
Uyu demeye geldim
Uyu demeye geldim
Guymak yemeğe geldim
Meramım guymak değil
Seni görmeye geldim.

16 Mart 2008 Pazar

BİR YASTIĞA BAŞ KOYMAK


Geçenlerde aldığım bir mail çok hoşuma gitti Can DÜNDAR'a ait sözlerdi, bana gönderilen.Zaten bayılırım ben Can DÜNDAR'a, kelimelerinin sihriyle her duyguyu o kadar güzel anlatır ki artık üstüne bir başka söz söylenmez.Bana gelen bu güzel maili sizinle de paylaşmak istedim.Okuduktan sonra sizde buyrun bakalım sıkı bir muhasebeye.....

Evlilik, inanmadigim halde içerisinde 17 seneyi bitirdigim bir kurum benim için..

17 senede (abartmiyorum) 40 çift arkadasimin son verdigi kurum ayni zamanda da...

Evliligimin bu kadar uzun sürmesinin gizi belkide kuruma inanmamaktan geçiyor.

Evliligi toplumun dayattigi sekilde yasamamaktan...

Nedir bu dayatmalar?

Erkegin muhakkak kadindan yasça büyük olmasi, egitim seviyesinin erkegin lehine

yada en azindan esit olmasi bunlarin sadece ikisi...

Olmaz, yürümez diyor toplum...

Erkek yasça büyük olmali ki, kadina 'hot' dediginde oturmali kadin...

Yada yumusatiyorlar;

-Efendim kadin erkekten önce çöktügü için (hani dogum falan) küçük olmaliymis yasi...

Egitimde de böyle.. Kadinin çok okumusu bilmis olurmus, evde kalmakmis layiki....

ESiM BENDEN 2 YAS BÜYÜK; ne 'hot' dememe gerek kaldi 17 senede, ne de benden önce çöktü..

Yillar içinde ben yaslandikça o gençlesti,

-'Ooo Can bey kapmisiniz çitiri' esprilerine muhattap dahi oldum.

ESiM 2 ÜNiVERSiTE BiTiRDi;ben bi taneyi 9 senede bitirdim..

Ne o bana bilmislik tasladi, ne ben ona ezik baktim...

Kulaga gelen müzik tekse de, onu olusturan notalar farklidir der Halil Cibran...

Bunu unutmadik biz.Ben konusurken o dinledi,ben dinlerken o konustu 17 sene.

O öfkeliyken ben, ben öfkeliyken o 'haklisin bitanem...' dedik.

Öfke bitip firtina duruldugunda 'ama bi de böyle düsün' de dedik fikrimizi savunurken.
Farkli insanlar olarak görmedik birbirimizi, ayni amaç için savasan neferlerdik bu hayatta...

Asla bilmedik ne kadar para kazandigimizi, ortak cüzdanimizdan gerektigi kadar aldik..

Ne kadar çalarsa çalsin masanin üstünde telefon ,

kim bu saatte arayan karsi cins diye sorgulamadik da ama...

Sevginin en büyük dostuydu bizim için 'güven'...

ve güvenin ardina saklanmis bir 'saygi' vardi daima...

O kadın işi, bu erkek işi diye ayırmadık hiç bir şeyi. O geçim derdinde beni, ben evin içindeki işlerde onu hiç yanlız bırakmadık.

Ne kavgalar, ne badireler atlattik 17 senede...

Eee ülkeler neler gördü, biz çekirdek aile mi sütliman yasayacaktik...

Evin her yerinde kavga ettik, yatak odamiz haric..

Kirsak da zaman zaman kalplerimizi,asla kin tutmadik birbirimize...

Toplum kurallariyla oynasaydik bu oyunu belki de 41 inci çift olacaktik o listede...

Ama oyunun kurallarini biz koyduk...
Nede olsa bizim oyunumuzdu,oynanan...

Evlilik; hesapsiz içine dalinmasi gereken bir oyun bence...

Topluma kulaklarini tikayarak hemde...

Ne benim, ne de bizim sözlerimizle...

Sadece gönlünüzden geçtigince...

Dedigi gibi Ataol Behramoglu'nun

'...Yasadiklarimdan ögrendigim bir sey var:

Yasadin mi büyük yasayacaksin, irmaklara, göge, bütün evrene karisircasina

Çünkü ömür dedigimiz sey, hayata sunulmus bir armagandir.

Ve hayat, sunulmus bir armagandir insana...



CAN DÜNDAR :"Hayat kisa gelen bir battaniye gibidir.

Yukari cekersin ayak parmaklarin isyan eder.

Asagi cekersin omuzlarin titrer .

Ama yine de, neseli insanlar dizlerini karinlarina ceker, rahat bir uyku uyumayi basarir.."........

NOT:Bu aralar çok yoğunum ve de birazcık yokum sakın bi yerlere gitmeyin uslu uslu beni bekleyin :)